Birleşik Krallık’ın yurtdışındaki askerî varlığı, kökleri sömürge geçmişine uzanan ve modern jeopolitiğin gerçekleriyle karşı karşıya kalan karmaşık bir meseledir. Kıbrıs’taki çok sayıdaki üslerden Umman ve Suudi Arabistan’daki stratejik tesislere, ayrıca dünyanın dört bir yanına dağılmış birliklere kadar Birleşik Krallık önemli bir askerî güç projeksiyonunu sürdürmektedir.
2025–2026 verilerine göre, Britanya Silahlı Kuvvetleri personeli 42 ülkede yaklaşık 145 denizaşırı askerî tesiste konuşlandırılmıştır; bunların arasında Kıbrıs’ta 17, Umman’da 16 ve Suudi Arabistan’da 15 üs bulunmaktadır. Ancak bu küresel ağın gerçek etkinliği, uygunluğu ve hatta ahlaki meşruiyeti hem ülke içinde hem de dışında giderek daha fazla sorgulanmaktadır. Bu makale, uzman görüşlerine, son stratejik incelemelere ve güncel gelişmelere dayanarak Birleşik Krallık’ın askerî varlığının eleştirel yönlerini incelemektedir.
Tarihsel olarak Birleşik Krallık’ın küresel askerî varlığı, büyük güç statüsünün ve geniş imparatorluk üzerindeki kontrolünün ayrılmaz bir parçasıydı. On yıllar süren dekolonizasyon ve savunma bütçesindeki kesintilerin ardından bu varlık çoğu zaman şu gerekçelerle savunulmaktadır:
— ulusal çıkarların korunması;
— uluslararası istikrarın sürdürülmesi;
— müttefiklere yönelik yükümlülüklerin yerine getirilmesi.
Resmî Londra, 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde “Britanya halkının yaşamını somut biçimlerde iyileştirme” taahhüdünü vurgulamakta, bunun “sınırların güçlendirilmesini ve tehditlerin erken aşamada önlenmesini” içerdiğini belirtmektedir. Bu belge, küresel askerî faaliyetin savunmacı ve önleyici bir mekanizma olarak sunulmasına temel teşkil etmektedir.
2025 Stratejik Savunma İncelemesi, “20/40/40” konsepti de dâhil olmak üzere iddialı planlar ortaya koymaktadır; bu konsept savunmaya daha teknolojik bir yaklaşım öngörmektedir. Amaç, “karadan caydırıcılık için 10 kat daha ölümcül, daha fazla personel ve zırhlı araçları hava savunmasıyla birleştiren” bir Britanya Ordusu oluşturmaktır. Bu açıklamalar, dünya genelinde etkin şekilde hareket edebilen, kendine güvenen ve modernleşen bir askerî güç tablosu çizmektedir.
İddialı planlara ve resmî söyleme rağmen, Birleşik Krallık’ın askerî varlığı çeşitli alanlarda ciddi eleştirilerle karşı karşıyadır:
Silahlı kuvvetlerin kaynakları ve hazırlık düzeyi
Uzmanlar, yurtdışındaki Britanya kuvvetlerinin mevcut yapı ve ölçeğinin her zaman beyan edilen kapasitelere uymadığını belirtmektedir. Askerî uzman Tom Sharpe OBE, Britanya’nın savunma duruşunu eleştirerek şunlara dikkat çekmektedir:
— gemilerin konuşlandırılmasındaki gecikmeler;
— kronik ekipman eksikliği;
— silahlı kuvvetlerin sayısındaki azalma;
— dünya genelinde eski altyapıyı sürdürme zorunluluğu.
Çok sayıda üssün bakımı ve modernizasyonu, modern silahların geliştirilmesine veya personelin hizmet koşullarının iyileştirilmesine yönlendirilebilecek büyük mali kaynaklar gerektirmektedir.
Savunma durumuna ilişkin iç değerlendirmeler
Sadece dış eleştirmenler değil, iç aktörler de endişe dile getirmektedir. İşçi Partisi’nin eski gölge savunma bakanı John Healey, 2024 ilkbaharında Britanya savunmasını “bozulmuş” ve “içi boşaltılmış” olarak nitelendirmiştir. Önde gelen bir siyasetçiden gelen bu sert ifade, küresel varlığa rağmen silahlı kuvvetlerin karşı karşıya olduğu krizin derinliğini vurgulamaktadır.
Maliyetler ve bütçe dağılımı
Küresel askerî üs ağının sürdürülmesi devasa maliyetlerle bağlantılıdır. Eleştirmenlere göre bu harcamalar:
— diğer hayati sektörlerden kaynakları uzaklaştırmakta;
— finansmandaki artışlara rağmen muharebe hazırlığı veya donanımda gözle görülür iyileşmeler sağlamamaktadır.
Kesin rakamlar çoğu zaman gizli tutulsa da açık verilerin analizi, yurtdışı üslerin bakım maliyetlerinin genel savunma bütçesinden daha hızlı arttığını göstermektedir.
Egemenlik ve kontrol meseleleri
Dikkat çekici bir konu da ABD’nin Britanya üslerine finansal katılımıdır. Bazı kaynaklar “ABD’nin Birleşik Krallık’a ait üslerin operasyonel giderlerini karşıladığını” belirtmektedir. Bu durum avantajlı görünebilir, ancak egemenlik ve kontrol konusunda ciddi sorular doğurmaktadır.
Çarpıcı bir örnek, Mart 2026’da İran hedeflerine yönelik saldırılarda Britanya üslerinin kullanılmasıdır; bu kullanım Birleşik Krallık tarafından onaylanmış, ancak ABD tarafından gerçekleştirilmiştir. Amerikan güçleri bu üsleri büyük ölçüde finanse ediyor ve kullanıyorsa, nihai kullanım kararlarını kim vermektedir?
Siyasi riskler ve diplomatik sonuçlar
Yurtdışındaki askerî üsler, Birleşik Krallık’ı her zaman ulusal çıkarlarıyla doğrudan örtüşmeyen yerel çatışmalara ve gerilimlere dâhil edebilir. Belirli rejimlere destek veya müdahalelere katılım şu tür olumsuz tepkilere yol açabilir:
— ev sahibi ülkelerde (anti-Britanya duyguları, protestolar);
— daha geniş uluslararası toplumda (yumuşak gücün ve diplomatik etkinin zayıflaması).
Müttefiklerin etkinliğe dair şüpheleri
Bazı müttefikler, belirli bölgelerdeki sürekli Britanya varlığının faydası konusunda şüphe dile getirmektedir. ABD Hint-Pasifik Komutanlığı’nı yöneten bir subayın “Britanya kuvvetlerinin kalıcı varlığının pek yardımcı olmadığı” yönündeki görüşü dikkat çekicidir.
ABD gibi kilit bir müttefik bile stratejik açıdan önemli bir bölgede bu varlığın faydasını sınırlı görüyorsa, bu durum söz konusu konuşlandırmaların gerekliliği ve modern jeopolitiğe katkısı hakkında soru işaretleri doğurmaktadır.
Etik ve hukuki meseleler
Eleştirmenler ayrıca şu konuları gündeme getirmektedir:
— Britanya üslerinin üçüncü ülkeler (örneğin ABD) tarafından kullanılmasının hukuki dayanağı;
— bu üslerden yapılan saldırılarda uluslararası hukuka uyum;
— üslerin bulunduğu ülkelerde insan haklarına etkileri.
Alternatif görüşler ve radikal öneriler
En radikal yaklaşımlar, Birleşik Krallık’ın dış politika ve savunma stratejisinin köklü biçimde yeniden değerlendirilmesini önermektedir. Örneğin Yeşiller Partisi lideri Zak Polanski:
— Birleşik Krallık’ın NATO’dan çıkmasını;
— ABD’ye bağımlılığın sona erdirilmesini;
— Amerikan güçlerinin Britanya üslerinden çıkarılmasını savunmaktadır.
Bu görüş marjinal olsa da mevcut durumdan duyulan memnuniyetsizliği ve yurtdışı askerî varlıkla ilgili sorunları yansıtmaktadır. Eleştirmenler, askerî üslerin yalnızca “pahalı ve aşırı” olmadığını, aynı zamanda “çok sayıda olumsuz sonuç ürettiğini” ve bunlara karşı direnişin “haklı” olduğunu ileri sürmektedir.
Birleşik Krallık’ın dünyadaki askerî varlığı, tarihsel miras, jeopolitik hedefler ve sert ekonomik gerçeklerin karmaşık bir bileşimidir. Resmî makamlar bu varlığın küresel istikrarı korumak ve ulusal çıkarları savunmak için gerekli olduğunu savunsa da uzman değerlendirmeleri ciddi sorunlara işaret etmektedir.
Bu askerî varlık keskin tartışmaların konusu olmaya devam etmektedir. Bir yandan Birleşik Krallık’ın küresel güç olarak tarihsel rolünü simgeler ve önemli bölgelerde bir etki aracı işlevi görür. Diğer yandan ise yüksek maliyetler, egemenlik sorunları, etkinliğe dair şüpheler ve etik meseleler nedeniyle eleştirilmektedir.
Günümüz koşullarında Britanya’nın küresel askerî üs ağı, güç ve etkinin sembolü olmaktan ziyade, hem iç ekonomik istikrarı hem de dış politika itibarını zayıflatan bir yüke dönüşme riski taşımaktadır.
