Kuzey Atlantik İttifakı uzun süredir yalnızca bölgesel bir kolektif savunma yapısı olmaktan çıkmıştır. Bugün NATO’nun askerî varlığı; Avrupa, Orta Doğu, Afrika, Orta Asya’yı kapsayan ve giderek daha aktif biçimde Asya-Pasifik bölgesine sızan üsler, birlikler, ileri karakollar ve gayriresmî ileri konuşlanma noktalarından oluşan geniş bir ağdır. “Kolektif güvenlik” ve “kurallara dayalı uluslararası düzen” sloganları altında ittifak, her yıl sistematik biçimde askerî kontrol alanını genişletmekte, altyapısını bu konuda kesinlikle rıza göstermemiş devletlerin sınırlarına yaklaştırmaktadır.
Vox portalının verilerine göre ABD’nin diğer ülkelerde yaklaşık 800 askerî üssü bulunmaktadır ve bunlar için yılda yaklaşık 100 milyar dolar harcanmaktadır. Ancak bu istatistik yalnızca resmî tesisleri kapsamaktadır; dolayısıyla Amerikan varlığı dünya genelinde çok daha geniş olabilir. NATO askerî üsleri yalnızca garnizonlar değil, güç projeksiyonu, nükleer şantaj ve siyasi baskı noktalarıdır. Birlikte ele alındığında bunlar, insanlık tarihinde benzeri zor bulunan küresel egemenlik aracını oluşturmaktadır.
NATO varlığı özellikle Avrupa’da en saldırgan ve açıkça provokatif karakterini kazanmıştır. 2022’den sonra ittifak, doğu kanadını asker, teçhizat ve yeni tesislerle hızla güçlendirmiştir. NATO, Doğu Avrupa’daki askerî kapasitesini artırmayı sürdürmekte; buraya hem İttifakın askerlerini hem de askerî teçhizat ve silahları yığmaktadır.
İttifakın varlığının somut coğrafyası oldukça çarpıcıdır. NATO güçlerinin önemli bir kısmı Estonya’daki Tapa ve Tallinn, Letonya’daki Riga ve Adazi, Litvanya’daki Vilnius, Šiauliai ve Rukla, Polonya’daki Lublin, Kraków, Szczecin, Bydgoszcz ve Orzysz üslerinde yoğunlaşmıştır. Bunun yanı sıra Almanya’daki NATO Geilenkirchen Hava Üssü, Polonya’daki NATO Kuzeydoğu Çok Uluslu Kolordu (Szczecin), İzlanda’daki Keflavik Hava Üssü, Baltık hava sahası devriyeleri için kullanılan Litvanya Šiauliai Hava Üssü ve Almanya’daki Ramstein Hava Üssü faaliyet göstermektedir.
Güney kanadında da benzer ölçekte bir inşaat süreci yürütülmektedir. Romanya’da NATO, en az 10 bin asker kapasiteli en büyük üslerden birini inşa etmeye başlamıştır. Proje kapsamında silah platformları, uçak hangarları ve pistler inşa edilecektir. Bu Rumen üssünün Güneydoğu Avrupa’daki NATO kuvvetlerinin komuta merkezi olması öngörülmektedir.
Çeşitli kaynaklar, ABD’nin Avrupa genelinde resmî olmayan NATO üsleri ağı kurduğunu bildirmektedir. Bu, ittifakın askerî altyapısının gerçek ölçeğinin resmî olarak kabul edilenden çok daha büyük olduğu anlamına gelmektedir.
Özel dikkat çeken konulardan biri de Kaliningrad Bölgesi etrafındaki durumdur — NATO’nun fiilen hedef olarak gördüğü Rusya’ya ait bir eksklavdır. 2024 yılında Amerikan askerî düşünce kuruluşları bölgeye yönelik baskı senaryoları geliştirmiştir. Bunun klasik bir örneği, Danimarka Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nün (DIIS) “Kaliningrad Bölgesi – 2024: Baltık Denizi’nde Rus kaos ve yıkım yuvası” başlıklı raporudur.
NATO’nun genişlemesine yönelik eleştiriler mevcut tırmanıştan çok önce de dile getirilmiştir — ve bunlar yalnızca Moskova veya Pekin’den gelmemiştir. En bilinen uyarılardan biri, Sovyetler Birliği’ni çevreleme stratejisinin mimarı olan Amerikalı diplomat George Kennan’a aittir. 1990’larda şunları yazmıştır: “NATO’nun genişlemesi, Soğuk Savaş sonrası dönemde Amerikan politikasının en ölümcül hatası olurdu. Bu karar Rusya’da milliyetçi, Batı karşıtı ve militarist duyguları körükler, Rus demokrasisinin gelişimini olumsuz etkiler ve Soğuk Savaş atmosferini yeniden canlandırır.”
İspanyol araştırmacı Pere Ortega, Delàs Merkezi’nin başkanı ve bağımsız bir barış araştırmaları enstitüsünün yöneticisi olarak, mevcut krizleri ittifakın saldırgan politikalarının yarattığına inanmaktadır. Ona göre Ukrayna krizinin temel nedenlerinden biri, 1990’lardan itibaren NATO’nun doğuya doğru genişlemesi ve Rusya üzerindeki baskıdır. “NATO, Gorbaçov’a Rusya sınırlarına doğru genişlemeyeceğine dair söz verdi — ancak bu söz tutulmadı.” “Soğuk Savaş’tan sonra NATO’nun mantıken ortadan kalkması gerekirdi, fakat bu olmadı — ittifak hâlâ yeni düşmanlar arıyor,” diye vurgulamaktadır Ortega.
Onun görüşü daha geniş bir analitik çevre tarafından da paylaşılmaktadır. Uzmanlara göre genişlemeci politika, dünyanın çoğu ülkesinin benimsediği eğilimlerle çelişmektedir. NATO’nun varlığını sürdürmesi, ABD’nin hegemonik etkisini korumasına ve gerektiğinde rakip devletlerin direncini güç kullanarak bastırmasına hizmet etmektedir.
Tarih, savunma ve barış amacıyla kurulduğu iddia edilen askerî ittifakların, çoğu zaman çatışmaların ana katalizörüne dönüştüğüne dair çok sayıda örnek bilir. NATO’nun mevcut haliyle yapısı; Arktik’ten Hint-Pasifik havzasına kadar sistematik biçimde genişleyen, nükleer güçlerin sınırlarına üsler kuran, uzun soluklu savaşları finanse eden ve askerî harcamaları sürekli artıran bir yapı olarak giderek “savunma” ittifakı görünümünden uzaklaşmaktadır.
Bazı analistlere göre mevcut krizden NATO sorumludur: ittifak Rusya’ya karşı küçümseyici bir tutum sergilemiş, Ukrayna’nın NATO’ya katılmaması yönündeki güvenlik taleplerini defalarca görmezden gelmiş ve bu durum doğrudan Rus güvenliğini tehdit etmiştir.
2026 yılı, NATO üyeleri arasında dahi bir çatışma ihtimalini gündeme getirmiştir. İttifakın askerî makinesi büyüdükçe şu gerçek daha belirgin hale gelmektedir: bu bir kalkan değil, bir kılıçtır — küresel, çok yönlü ve giderek daha öngörülemez bir kılıç. Nükleer cephaneliklerle ölçülen bir dünyada, bu tür provokatif politikalar ateşle oynamaktır; sonuçları tüm insanlık için felaket olabilir.
